“Bazen sırlar fısıldar…
Ve yalnızca kalbini açanlar duyabilir.”
Bir grup çocuk…
Bir köy…
Bir orman…
Ve görünmeyen bir bağla her şeyin merkezinde duran Gölge.
O bir kurt değil. O bir sır.
Ormanın, geçmişin ve vicdanın taşıyıcısı.
Ayşegül, Gökay ve arkadaşları, orman yolculuğunda, kadim bir emaneti devraldıklarını fark ederler.
Yeminlerle korunmuş mağaralar, unutulmuş yazıtlar, sessizce bekleyen bir çınar ve
Yalnızca kalpten anlayanların çözebileceği gizemler…
Gölge ve Fısıldayan Orman, yalnızca bir macera değil;
Sadakatin, dostluğun, doğaya saygının ve sözlerin gücünü anlatan masalsı bir keşif yolculuğu.
Bu kitabı okuyan her çocuk, kendi içinde bir koruyucuya uyanış hissedecek.
Ve belki de bir gün, Gölgenin izinden yürüyerek kendi ormanını koruyacak.
Birinin şikâyeti diğerinin duası olan İkra, Cansu ve tütün evleklerinde hayallerini sulayan Naz’ın yolları trafik kazasıyla kesişir.
İdealleri, hayalleri, hayata bakışları benzer ve farklılıklarla dolu üç genç kızın hayatları iç içe geçerken dostlukları zamanla demlenir.
Tesadüfen gittikleri lokantada ortaya çıkan soru işaretleri yıllardır sandığa kapatılmış yalanların kapısını aralayacaktır.
Gümüşhacıköy’den İstanbul’a ve oradan Uzak Doğu’nun incisi Tayland’a uzanan soluk soluğa macerada yolunuz Patani yetimhanelerindeki masum çocuklara çıkacak.
Tarihi mekânlar, gelenek ve göreneklerin, örf ve adetlerin nakış nakış işlendiği gençlik romanında;
Dostluk, kardeşlik, arkadaşlık, aşk ve çok daha fazlasını bulacaksınız…
Tunus’ta başlayan Arap Baharı, “Ey Doktor, şimdi sıra sende…” sloganları ile Suriye sokaklarında halk ayaklanmasına dönüşerek kısa sürede ülkeyi iç savaşa sürükledi. Zalimlikte sınır tanımayan Devlet terörü, her an ve her yerde patlayabilecek varil bombalarıyla savrulan bedenlerin masumiyetini kızıla boyadı. Bazen elma kokusuyla geldi ölüm, sağanak sağanak yağdı tüm şehirlerin üzerine. Ekilen kötülük tohumları, rüşvet bataklığına dönüşüp hayatta kalan ailelerin de sonunu getirdi.
Evlerini, işlerini terk eden insanlar; en çok da namuslarını korumak için Suriye kırsalında bir kaçış mücadelesi verdi. Geride kalanların sonu ya gözaltında ölmek ya da insanlığın giremediği hapishanelerde ölünceye kadar işkence görmek oldu. Ölmek için dua etti korkusu ölmek olmayan esir kadınlar. Yine de “Sizi Allah’a şikâyet edeceğim.” diyen bir genç kızın ahında boğuldu merhamet.
Zalimlerin zulmüne ve kumpaslara karşılık mazlumların tek silahı arşa ulaşan dualardı. Yan yana değil can cana dostluklar merhem sürdü yaralara. Gecenin karanlığına doğan bir bebek çığlığı tutunacak bir dal oldu bazen. Yine de çok çetin imtihanlardan geçti Esma ve Ahmet’in sevdaları.
Gözümüz önünde yaşanan dramları, arşı titreten ahları ve yası tutulamayan hayatları bir de bizim kalemimizden okumak istemez misiniz?

Halide Edip ADIVAR adına Yılkad yayınlarının düzenlediği ÖYKÜ yarışmasına “Heybenin Gözünde Bilinmeze Yolculuk” adlı öykümle katıldım. Öyküm, beşyüz Öykünün arasından seçilerek Yılkad yayınlarından yayınlanan BURAM BURAM ANADOLU öykü kitabına girdi.



