Ne zaman beyaz önlüklü bir hemşire görsem, hüzünlenir gençliğim gelir aklıma.
Zorla ellerimden kayıp giden geleceğim, yarım kalan eğitimim, hayallerim, yüreğimde küllenen lakin içten içe kanayan yaralarım sızlar…
Oysa ben de onlar gibi gururla taşıyabilirdim beyaz üniformayı.
Ortaokulun son sınıfında okul panosuna asılan sağlık koleji sınavına, başvuru yapmakta tereddüt etsem de sonrasında kararlı davranışımı hiç unutmam.
Arkadaşlarımın ve ailemin; “Kolay mı o sınavı kazanmak, boş yere umutlanıp bize de masraf çıkarma!” demelerine aldırış etmeden başvurumu yaptığım o günü.
Benim yaşlarımda olanlar hatırlar.
O dönemlerde yatılı okul sınavlarında başarıyı yakalamak çok zordu. Neredeyse günümüzün fen lisesi puanına yakın bir puana eş değerdi.
Üstelik küçücük kasabamızdaki okullarda öğretmen yetersizliği vardı. Çoğu zaman derslerimiz boş geçer, tam anlamıyla düzgün bir eğitim alamazdık.
Sınav zamanı yaklaştığında anne ve babamı ikna etmek için dil döküp, günlerce ağladığımı hatırlarım.
Onlar da kendilerine göre haklıydılar aslında. Sınav Samsun’da yapılacaktı ve yol masrafı, kısıtlı olan aile bütçemizi zorlayabilirdi.
Sınavı kazanacağıma tüm kalbimle inanıyordum. Kararlılığımdan taviz vermediğimi gören annem sınavdan iki gün önce, “Tamam keçi kızım, hazırlıklarını yap, götüreceğiz seni.” dediğinde dünyalar benim olmuştu.
O gün heyecanım doruklara ulaşmış, yerimde duramaz hale gelmiştim.
Sevincimi herkese haykırmak istiyordum.
Okulda arkadaşlarıma, mahallemizdeki teyze ve amcalara ve hatta bahçemizde bağlı bulunan köpeğimiz Karabaş’a…
Sınavdan önceki gün erkenden kalkıp önce minibüsle yakın ilçeye, oradan otobüse binip Samsun’a doğru yola çıktık. Ben cam kenarına oturmuştum. Vakit çabuk geçsin diye dışarıyı seyrederken, yol boyunca sıralanmış çam ve köknar ağaçları ile dolu ormana bakarak, geleceğimle ilgili hayaller kuruyordum.
Otobüsün rahatsız edici koltuğuna ve döşemenin keskin sigara kokusuna aldırmadan sırayla kurguluyordum hayallerimi.
Güya sınav sonuçları açıklanmıştı ve listenin en başında adımı görmüştüm. Başarmıştım, hedefime açılan kapıdan adımımı atacaktım, kayıt tarihinin daha ilk gününde kaydımı yaptırmaya gidiyorduk işte, artık geri dönüş yoktu.
Beyaz üniformam üzerimde; saçlarımı sıkıca toplayıp, beyaz kolalı kepimi saçlarıma ustaca yerleştirmiştim.
Çok yakışmıştı bana beyaz üniformam.
Hayal dünyamdan annemin; “Hadi kalk! Geldik, iniyoruz” ikazı ile sıyrıldım.
O gece konakladığımız akrabamızın evinde, heyecandan neredeyse hiç uyuyamadım.
Erkenden hazırlanarak sınavın yapılacağı okula gittik.
Korktuğum gibi değildi sınav, soruları cevaplamakta hiç zorlanmadım. Sınavdan sonra otobüs saati gelene kadar anneciğim ile sahile gidip deniz kenarında oturup dondurma yemiştik.
Rahmetli Annem, sade ben de karışık dondurma istemiş üzerine de çikolatalı sos döktürmüştüm. İnanır mısınız, hayatım boyunca bir daha o kadar lezzetli dondurma yiyemedim.
Sonuçları beklerken günler kaplumbağa hızıyla geçmek bilmedi. Heyecandan yerimde duramıyor, okul panosuna asılacak kazananların listesini bekliyor ve günde birkaç kez gidip gelerek ilan panosunu kontrol ediyordum.
Ve nihayet o gün geldi. Listede ismimi görünce sevinçten attığım çığlıklar okul duvarlarını aşıp sokağa taştı.
Çok mutluydum çok… Kazanamazsın dedikleri sınavı inadına çok iyi bir puan alarak kazanmıştım.
Koşarak eve gelip müjdeli haberi verdiğimde annem babam ne yapacaklarını şaşırdılar. Sevinseler mi, üzülseler mi bilemediler. Aralarında önceden konuşmuş olacaklar ki! Beni tebrik etmek yerine, kayıt yaptırmaya gitmemem için beni iknaya çalışmak oldu. Onlardan ayrı kalamayacağımı düşünüyorlardı. Özellikle annem yatılı okulun sıkıntılarını tanıdıkların yatılı okuyan kızlarından duyduğu şekilde bana anlatmaya çalıştı.
Yatağımı bile toplamayan ben, çamaşırlarımı nasıl yıkarmışım; banyo yapmak için sıra beklemek kolay mı sanıyormuşum, yemeği beğenmediğimde ne yapacağımı düşünmüş müyüm, okulda temizlik nöbeti tutulduğunu biliyor muymuşum, tuvalet bile yıkattırırlarmış vb. cümlelerini art arda sıralamıştı. Ben ise kulaklarıma perde çekmiş sadece dinler gibi yapıyordum ve aslında ikna çabalarının altında maddi kaygıların yattığının farkındaydım.
Neyse ki ağabeylerimin benden yana tavır koymaları neticesinde annemle babam istemeyerek de olsa kayıt yaptırmama onay verdiler. Gerekli evrakları hazırlayıp vakit kaybetmeden kaydımı yaptırdık.
Hayatımda yeni bir dönem başlıyordu.
Ailemden uzakta, tek başıma ayakta durmam gerekecekti. Elbet zahmetli bir süreçten geçecektim ama mezun olup kurayla atandıktan sonra insanlığa hizmet edebilecektim. Bundan öte mutluluk olabilir miydi?
İstek gayreti doğururmuş. Ben de okulun kurallarına uyum sağlayabilmek için gayret ettim. İlk günlerde yatak yapmada oldukça zorlandığımı söyleyebilirim. Beyaz nevresimi battaniyeye düzgünce geçirip dört kenarını çengelli iğneyle tutturmayı beceremiyordum. Yemek konusunda da problem yaşıyordum. Yavaş yemeye alışık olduğumdan yemeğimi bitiremeden tabağım önümden alınıyordu. Nöbetçi öğrenciler bu konuda oldukça katıydı ve ben çoğunlukla masadan aç kalkıyordum.
Akşam yemeği sonrası etüde çıkardık. Sessiz olmak kaydıyla serbest çalışabildiğim soğuk sıralarda bir hüzün çökerdi üzerime. Gözlerim önümde açık olan kitaba bakarken, ruhum kanatlanıp ailemin yanına gider, onlarla sohbet eder hasret giderirdim.
Yavaş yavaş okula alışmış ve uyum sağlamaya başlamıştım ki! ülkeyi kasıp kavuran siyasi çatışmalar başladı. Hiç ihtimal vermemiştik ama bizler de etkilendik bu çatışmalardan. Öğrenciler arasındaki gruplaşmalar bariz şekilde kendini belli ediyor, ortada kalan taraf olmak istemeyen bizler taraf olmaya zorlanıyorduk.
Tuhaf bir uygulamayla karşılaşıp çok şaşırmıştım. Üst sınıftan ablalar gelip, biz çömezlerden kardeşleri olmamızı istiyordu. Arkadaşlık teklifine benzeyen bu teklifle himayeleri altına aldıkları küçük sınıf öğrencilerini “kardeşlik” adı altında taraf olmaya zorluyorlardı. Sinema gecelerinde, salonda herkes himayesine aldığı kardeşine önlerden sandalye ayırıyordu. Bizim gibi ablası olmayan çömezlere en arka sıradaki sandalyeler düşüyordu.
Yoğun baskılara rağmen dik durmaya ve taraf olmamaya çalışıyorduk.
Dilimiz döndüğünce, taraf olmadığımızı ve her iki tarafın görüşlerine saygı duyduğumuzu defaatle belirtmemize rağmen çift taraflı baskılar ve dayatmalar gün geçtikçe artıyordu. Hâlbuki biz on dört yaşına yeni basmış küçücük kızlardık. Siyasetten hiç anlamıyor, sadece okumak için geldiğimiz bu okulda yaşananlardan ürkerek bir köşeye siniyorduk. Ailelerimizin fedakârlık yaparak, “Okusun, eli ekmek tutsun, tütün tarlalarından kurtulsun.” diye yolladığı okulda bambaşka olaylar cereyan ediyor, korkularımızdan beslenen büyük ablalar, bizlerin bu durumundan kendilerine eğlence çıkarıyorlardı. Biz korktukça onlar baskılarını daha da artırıyorlardı.
Okuldan dışarıya haberler uçuruluyor, eşkâlimiz veriliyor, hafta sonu çarşı izninde yolumuza çıkan gençler tarafından tehditlere ve küfürlere maruz kalıyorduk. İlk senenin sonunda yaz tatili için otobüs durağına yürürken, etrafımızı yine mahallenin zir zop gençleri sardı. Belli ki bize yine gözdağı verip iyice korkutacaklardı. Evinin penceresinden bu olayı gören okul müdürümüz eline aldığı kalın sopa ile kalabalığın arasına dalıp bizi kurtardı.
Eve geldiğimde üzerimdeki korkuyu hala atamamıştım. Bir yol öncesi, ne hayallerle ve bin bir zorlukla kayıt yaptıran ben, aileme, yaşadıklarımı anlatıp okulu bırakacağımı söyledim.
Bu kez ikna etme yalvarma sırası onlara gelmişti. O kadar korkmuştum ki ailemin İkna çabaları sonuçsuz kaldı.
Yaz tatili bitmiş ve okulların açılmasına günler kalmıştı. Kalbim, aldığım bu karardan pişman olup, “Dön okuluna!” derken, aklım “Hayır, asla dönme! Maazallah başına bir şey gelebilir.” diyerek kalbimi susturuyordu. Bu esnada siyasi çatışmalar tüm yurtta daha da artmış kimsenin can güvenliği kalmamıştı.
Okulun açıldığı haftalarda spor salonunda patlayan bomba, büyük ölçüde maddi hasara yol açarken, benim de korku ve endişelerimde ne kadar haklı olduğumu bir kez daha gözler önüne seriyordu. Ya da o an için korkup öyle düşünmüştüm. Verdiğim kararın, hayatımın bazı dönemlerini etkileyeceğini, zaman zaman “Ah!!! Keşke pes etmeseydim de okulumu bitirseydim” diyeceğim günlerin geleceğini o an bilemezdim elbette.
Benim için okul hayatı bitmiş, eğitimim yarım kalmıştı. Evde oturan her genç kız gibi kurslara katıldım. Halk eğitimin açtığı, dikiş, nakış, hatta daktilo gibi bilumum eğitimlerde okul özlemini bir parça da olsa gidermeye çalıştım. Sonrasında evlilik, çocuk, aile hayatı derken yıllar su gibi aktı gitti.
Eşime zaman zaman “Liseyi dışarıdan bitirmek istiyorum” desem de bu isteğim genelde çocuklar bahane edilerek reddedildi. Çocuklarımla birlikte ben de büyüdüm. Onlarla beraber ödev yaptık, ders çalıştık, hikâyeler, romanlar okuyup, okuduğumuz kitapları birlikte kritik yaptık.
Kendime inat, çocuklarımı en iyi üniversitelerde okuttum. Bazen onlarda şehir dışında okumanın zorluğundan pes edecek gibi olsalar da ben pes etmelerine asla müsaade etmedim.
Zaman zaman tökezleyecek olsalar, omuz vererek varlığımı, desteğimi hissettirdim. Hayat denilen dişlinin çarklarında meslekleri sayesinde benden daha güçlü olarak yerlerini aldılar.
Onları kendi hikayelerini yazmaları için uğurlarken, kendimle baş başa kalmıştım. İçimdeki boşluğu nasıl doldururum kaygısıyla meşgale arayışına başladım. Hep ötelediğim hayallerimin peşinden koşma vaktimin geldiğini hissedebiliyordum ve galiba bulmuştum. Önce yarım kalan lise tahsilimi dışardan tamamladım.
Çocuklar ve gençler için hikâyeler yazmak istiyordum lakin kendimde o cesareti bir türlü bulamıyordum. Ben kim! yazı yazmak kim…
O kadar uzak ve ulaşılması zor bir hayaldi ki!
Hayalimin kapıları, arkadaş çevremle aralandı. Beni tanıyan eli kalem tutan eş, dostlar “Kalemin çok güçlü, duygularını güzel ifade ediyorsun, mutlaka yazmalısın.” diyerek beni yazı yazmaya motive ettiler. “Yapamam!.. Yazamam!..” diyerek geri çevirsem de onlar hiç yılmadan beni destekleyip, kendime güvenmemi sağladılar.
Nihayet ikna olmuştum ve ilk makalem yerel gazetede yayınlanmıştı. Heyecanla okuyucunun yorumlarını beklerken diğer taraftan olumsuz eleştirilere karşı kendimi hazırlıyordum.
İlk destek ve tebrik eşimden geldi. Çok beğendiğini, duygularımı kâğıda dökmekte ve bunu okuyucuya aksettirmekte başarılı olduğumu, yazmaya devam etmem gerektiğini üzerine basa basa belirti.
Yazma hayalim gerçeğe dönüşmüştü. Haber sitesinde ve haftalık çıkan yerel gazetede makalelerim yayınlanmaya başladı. Bir, iki derken, üç internet sitesi ve üç yerel gazetede eş zamanlı yazmaya başlamıştım.
Silik, ürkek çekingen benden bambaşka bir ben doğmuştu.
Kendine güvenen, tuttuğunu koparan, zorlukların üstesinden gelen, sorun değil çözüm üreten bir kadına dönüşmüştüm.
Hayatımın her döneminde bireysel olarak yaptığım hayır işlerini vakıf çatısı altında sürdürme kararı aldım. Bir taraftan yazılar yazıyor, diğer taraftan bağlı bulunduğum hayır kurumu ile ülkemizin ve dünyanın birçok bölgesini ziyaret ederek, İslam coğrafyasının en ücra köşelerinde, ezilen, horlanan, zulme uğrayan, yetimlere ve mazlumlara el uzatmanın hazzını yaşıyordum.
Başarının ufka açılan bir yolculuk olduğunu bilerek çıkılan bu yolculukta içimdeki yazma yeteneğini keşfedip, kendime inanmamı sağlayan ve desteklerini esirgemeyen tüm güçlü kadınlara teşekkür ediyorum.
Hangi yaşta olursanız olun, Hayallerinizin hep peşinden koşun ve hiç bir zaman ötelemeyin…
Selam ve dua ile Aynur YAVUZ

Her zamanki gibi yine çok güzel hayat hikayenide okunuşu oldum Aynur hanimcigim ne güzel mücadele vermişsin engel olanlara yazıklar olsun yinede yazarlığı başarmışsın pes etmemiştim Ellerine sağlık başarıların daim olsun inşallah
Kalemine yüreğine sağlık Aynur Abla başarıların daim olsun
Aynur abla gerçekten çok zor bir ortamda büyümüşsünüz o zorluk çarkının arasında kendinizi yetiştirmiş güzel bir insan olmuşsunuz tebrïk ediyorum Allah kolaylık versin yaşadığın zorluklar geride kalmış geleceğe emin adımlarla yürümeni sağlamış zorluklar Allah’ın yardımı ile de güzel şeyler meydana geliyor ne mutlu size maşallah
Aynurcuğum ellerine emeğine yüreğine sağlık bizi ta eskilere getirdin çok güzel duygu dolu bir yazın olmuş başarıların daim olsun
Kalemine yüreğine sağlık annemyorulduğumuzda, üzüldüğümüz, pes etmek istediğimizde bizi hep desteklemen sayesinde bugünlere gelebildik.Şimdi seni destekleme zamanı bize geldi. Her zaman yanındayız. İyi ki bizim annemiz olmuşsun. Seni çok seviyoruz.
Hi
It was great, congratulations.
I look forward to your future success.
❤️
BACIM hiç unutuyorum en son ben seni ilçeden Samsung otobüsle götürmüştür. 120 km boyunca otobüste okula gitmeyecek diye ağlamıştın.
Yığını Elif sana çekmiş Edirne Mimarlık fakültesini kazandığında oda sizden ayrılmak zor geldiği için gitmeyecek fakülteye ailemden ayrılmak istemiyorum diye ağlamıştın. Bilgisayar başında seni örnek göstererek 4 saat ikna etmek için çok uğramıştım.Şimdi kendi ayakları üzerinde duran mimar oldu çıktı.
Selam ve sevgi ile.
Ahh çok hüzünlendim okurken yarım kalan hikayeler malesef herkesin hayatında vardır muhakkak Aynur ablacığım…onlardan biride ben ..Rahmetli dedem okuycan kızım hemşire olcan derdi ama malesef babaannem kızlar okumaz diyerek engel oldu..ne güzel yazmışsın kalplerimize dokundun yine
Allah bir daha o karanlık günleri göstermesin inşallah ademinize hayran kaldım yolunuz açık olsun
Herkesin az çok yaşadığı hayat hikayesini okudum.Başarmak için çok calısmak lazim.
Kutluyorum.
Çok güzel olmuş ablam kalemine sağlık
YaaaAynur ablacım kalemine saglık bayıldım ne güzel ifade etmişsin yaşadıklarını çok etkilendim ,aşagı yukarı o zamanlardaki genç kızlarımızın ortak sorunu tebrikler