BİR YUVANIN TEMELİ: SADAKAT VE GÜVEN
Uzun zamandır köşe yazılarıma ara vermiştim. Hac dönüşü, yoğun geçen günlerin ardından güzel bir yazıyla yeniden okurlarımın karşısına çıkmak istedim. Lakin etrafımda cereyan eden bazı olumsuzlukları görüp duyunca, her ne kadar tatsız bir konu olsa da aile hayatımızı yakından ilgilendiren bu meseleye değinmenin gerekli olduğunu düşündüm.
Evet sevgili dostlar…
Günümüzde maalesef boşanmaların hızla arttığına şahit oluyoruz. Özellikle gençler arasında yaşanan boşanmalar, aile kurumunun geleceği açısından hepimizi düşündürmesi gereken bir mesele. Boşanmanın elbette tek bir sebebi yok. Ancak eşler arasındaki aldatma ve sadakatsizlik, evlilik birliğini temelden sarsan, güven duygusunu yok eden ve yuvaların yıkılmasına yol açan en yıkıcı sebeplerden biri.
Oysa evlilik, boşanmak için kurulmaz.
Evlilik; hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde, sevinçte ve sıkıntıda birbirinin yanında olmak, hayatı omuz omuza paylaşmak demektir. Gençlerimiz, bir yuva kurma niyetiyle nikâh masasına otururken aslında büyük bir sorumluluğun da altına girerler. İslam dininde aile kurmak teşvik edilmiş, evlilik Peygamber Efendimizin sünnetlerinden biri olarak önemsenmiştir.
Her evlenen insan, huzurlu ve mutlu bir yuva kurmak ister. Hiç kimse evinde kavga, huzursuzluk, geçimsizlik ve güvensizlik olsun istemez. Fakat günümüzde yaşanan ekonomik sıkıntılar, iletişim sorunları, sadakatsizlik, şiddet ve manevi değerlerden uzaklaşma gibi pek çok etken, ailelerin yıpranmasına ve kimi zaman da dağılmasına sebep oluyor.
Aileyi bir binaya benzetebiliriz.
Bir binanın zemini ve temeli ne kadar sağlam olursa, o bina sarsıntılara karşı o kadar dayanıklı olur. Temeli zayıf olan bir bina ise en küçük sarsıntıda bile zarar görebilir.
Aile de böyledir.
Ailenin temeli sevgi, saygı, güven, sadakat, fedakârlık ve sorumluluk duygusuyla ne kadar sağlam atılırsa, karşılaşılan sıkıntıların üstesinden gelmek de o kadar kolay olur. Geçici heveslerle, yalnızca maddi beklentilerle veya birbirini yeterince tanımadan kurulan evlilikler ise hayatın getirdiği ilk ciddi sınavlarda zorlanabilir.
Bu temelin en önemli harçlarından biri de karşılıklı güvendir.
Sadakatin olmadığı yerde güveni ayakta tutmak kolay değildir. Eşlerin birbirine güvenmediği bir ailede zamanla sevgi ve saygı da yara alır. Şüphe, kırgınlık ve güvensizlik büyüdükçe aynı evin içinde yaşayan insanlar birbirinden uzaklaşmaya başlar.
Bir de çağımızın en büyük imtihanlarından biri olan sosyal medya ve ekran kültürü var.
Bazı dizi ve programlarda, toplumun önünde bulunan kimi kişiler tarafından nikâhsız ilişkilerin ve aile sorumluluğuyla bağdaşmayan davranışların normalleştirilmesi, özellikle gençlerin değer dünyasını etkileyebiliyor. Elbette sanat ve medya tek başına ailelerin yıkılmasının sebebi değildir. Ancak ekranlarda neyin normal, neyin sıradan ve neyin özendirici olarak sunulduğunun toplum üzerindeki etkisini de göz ardı etmemek gerekir.
Yıkılan her yuvanın bir de sessiz tarafı vardır: Çocuklar.
Anne ve babanın yaşadığı sorunların ortasında kalan çocuklar, çoğu zaman yaşananların en ağır yükünü taşırlar. Özellikle kavgalı ve çatışmalı ayrılıklar, çocukların kendilerini güvende hissetmelerini zorlaştırabilir. Çünkü çocuk için anne de baba da hayatının önemli bir parçasıdır.
Elbette her evliliğin sürdürülmesi mümkün olmayabilir. Şiddetin, ağır geçimsizliğin veya başka ciddi sorunların bulunduğu durumlarda ayrılık bazen daha sağlıklı bir yol olabilir. Ancak hangi şartlarda olursa olsun çocukların taraflar arasındaki çatışmanın ortasında bırakılmaması, onların duygusal güvenliğinin korunması büyük önem taşır.
Boşanmaların sebepleri arasında sadakatsizliğin yanı sıra eşlerin birbirini yeterince tanımadan evlenmesi, iletişim problemleri, ekonomik sıkıntılar, alkol ve kumar bağımlılığı, şiddet, sorumlulukların paylaşılmaması ve manevi değerlerden uzaklaşma gibi pek çok etken sayılabilir.
Maddi ve manevi sebepler ailelerin yıpranmasında birlikte rol oynayabilir. Maneviyatın zayıflaması ise insanın sabır, merhamet, sorumluluk, kul hakkı ve vicdan gibi değerlerle bağını zayıflattığında sorunların çözümünü daha da zorlaştırabilir.
Maneviyat, aile hayatının tek başına bütün sorunlarını çözen sihirli bir anahtar değildir. Fakat insana zor zamanlarda sabretmeyi, karşısındakini anlamayı, yaptığı davranışın sorumluluğunu taşımayı ve helal-haram sınırlarına dikkat etmeyi hatırlatan önemli bir dayanak olabilir.
Peki biz ebeveynlere ne düşüyor?
Evlatlarımıza yalnızca nasıl başarılı olacaklarını değil, nasıl iyi insan olacaklarını da öğretmeliyiz.
Onlara helali ve haramı, kul hakkını, emanete sahip çıkmayı, sadakati, merhameti, sabrı ve sorumluluğu anlatmalıyız. Evliliğin yalnızca güzel günleri paylaşmak olmadığını; zor zamanlarda da birbirine destek olmak, konuşmak, anlamaya çalışmak ve gerektiğinde fedakârlık yapmak olduğunu öğretmeliyiz.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) boşanmanın helal olmakla birlikte Allah katında hoş karşılanmayan bir davranış olduğuna dair hadisi, aile birliğinin korunmasının önemine dikkat çeker. Ancak bu anlayış, şiddet veya ciddi zararların bulunduğu bir evliliği ne pahasına olursa olsun sürdürmek anlamına gelmez. İslam’ın aileye verdiği değer kadar insanın onuruna, güvenliğine ve hakkına verdiği değer de unutulmamalıdır.
Unutmayalım…
Bir yuva yalnızca iki insanın aynı çatı altında yaşaması değildir. Bir yuva; güven, emek, sabır, sevgi, saygı ve sadakatle örülür.
Çocuklarımızın geleceği de büyük ölçüde bugün kurduğumuz aile ortamından etkilenir. Onlara bırakabileceğimiz en kıymetli miraslardan biri, kendilerini güvende ve değerli hissettikleri huzurlu bir aile ortamıdır.
Rabbim ailelerimizi, evlatlarımızı, eş ve dostlarımızı, milletimizi ve ülkemizi her türlü kötülükten muhafaza eylesin. Evlerimizi huzurun, sevginin ve merhametin hâkim olduğu yuvalara dönüştürmeyi; birbirine güvenen, birbirine değer veren ve sorumluluğunun farkında olan nesiller yetiştirmeyi bizlere nasip etsin.
Çünkü huzurlu yuvalarda yetişen, sevgi ve güven duygusuyla büyüyen gençler; aydınlık, güçlü ve umut dolu bir geleceğin en sağlam teminatıdır.
Selam ve dua ile…
Aynur Yavuz
